Ana Sayfa
  Hakkımda
  Kitaplarım
  Alternatif Eksenler
  Harşit Çepnileri
  Bahçecik Tarihi
  Köşe Yazılarım
  Şiirlerim
  Tebliğ-Konferans
  Haberler
  Fotoğraf Galerisi
  Ziyaretçi Defteri
  İletişim
 
 
Her türlü sorunuzu buradan sorabilirsiniz.
 
 
BİYOLOG R.CHAMBERS"A GÖRE BAHÇECİK

 

II -  Biyolog  R. Chambers’ın  Anı  ve  İncelemelerinde  Bahçecik[1]
 
Yaşam hücreleri çalışmalarının öncüsü Robert Chambers
Bahçecik’in aynı yıllarda gördüğü ikinci Robert Chambers’tır. Kayıtlarda Kanada’lı misyoner anne-babanın oğlu olarak Erzurum’da 1881’de doğduğu yazılıdır. Anılarından anladığımız kadarıyla çocukluk yıllarını ailesiyle birlikte Bahçecik’te İngiliz vatandaşları olarak geçirmiştir. Hatta kendisini bir İngiliz yurtseveri olarak niteler. Dolayısıyla meşhur (!) karıştırıcı Mister Çembers’in çocuğu olarak görünmektedir. Sonradan Kanada vatandaşlığına geçmiş olmalılar.
          1900 yılında Robert Koleji’nden mezun olunca Kanada’daki Regina yada şimdiki adıyla Kingston Kraliyet (Queens) Üniversitesi’nin teklifiyle Bahçecik Amerikan Koleji’nde 1902-1905 yılları arasında öğretmenlik yaptı. Peşinden Almanya’ya gitti ve 1908’de doktorasını tamamladı. 1957’deki ölümüne değin biyofizik, kanser hücreleri, doku kültürü, mezonefroz fonksiyonları, damar fizyolojisi ve benzeri konularda önemli araştırmalar yaptı. Çalışmalarını Harvard, Cambridge, New York, Massachusetts gibi üniversitelerde yayınladı.
         Bahçecik (Bardezag) üzerine daktilo ettiği anı ve incelemeler 17 başlık altında toplanıyor. Bunlar bilimsel makale olmayıp genellikle yaşadığı deneyimler ve yaşadıklarının gözlemidir. İlginçtir bu gözlemlerde hurafeler ve korku figürleri oldukça fazla yer tutar.
  
§        The Funeral Procesion (Cenaze Alayı): Bu bölümde Bardızag ile
çevresindeki köylerden ve Karadeniz ile Kafkasya göçmenlerinin bölgeye yerleştirilmelerinden bahsedilir (1893 yılı itibariyle). Bahçecik’in doğal yapısının yanı sıra Roma döneminden kalma Arnavut kaldırımlı taş yollar ve antik bina kalıntılarından da söz edilir. Geçim kaynakları arasında dokuma ipek üretimi, dut tarlaları, tütün çayırları, üzüm bağları, incir ve zeytinlikler ifade edilir. Halkın guruplaştığı ve aralarında ki kavgalarda mahkemelerin yetersiz kaldığı anlatılır. Bölüme konu olan olayda evinde saklanan bir kanun kaçağına yapılan baskın ve onun çatıya çıkmasıyla başlayan silahlı çatışmadır. Canlı olarak 12 yaşında izlediği hadisede; önce bacaklarından sonra kafasından vurularak öldürülen kanun kaçağının akibetinin toplu seyrini ölüm alayı olarak niteler. 
§        Another Funeral Procession (Başka Bir Cenaze Alayı): Bu
bölümde; önce bahçesinde sadece omuzları ve kafasının kalıntıları kalmış vaziyette bulunan bir kişinin köyün eğimli mezarlığına cenaze alayıyla, bir rahip eşliğinde tütsü ve ilahilerle gömülüşü anlatılır. Sonra köylülerin yaşlı cadı dedikleri yarım deli bir kadının öldükten günlerce sonra çürümüş vaziyette bulunan cesedinin gürültücü bir kalabalık tarafından eğlenilmek için alıkonulduğu, akabinde de uydurma bir cenaze töreniyle mezarlığın bir köşesindeki kuyuya atıldığından bahsedilir.
§        Haeckel[2]: Bu bölüm Chambers’ın at sırtında Bardızag’tan Armaş’a
(Akmeşe) giderek Ruhban Okulu Başrahibiyle Haeckel Kuramı ve türlerin kökeni hakkında iki gün boyunca sohbetini konu alır. Haeckel okulunda 3 yıl eğitim alan Başrahibin bilgileri Chambers’ı çok şaşırtmıştır.
§        Sari Baba’s Story (Sarı Baba’nın Hikayesi): Sarı Baba o sıralarda
Bardızag’ta yaşayan garip bir yaşlıydı. Köyden yürüme 1 saatlik uzaklıkta bir bağı, bu bağda da müthiş bir kiraz ağacı vardı. Kendi anlatmasına göre ihtiyar, silme dolu olan dallarının bir gün kırık dökük olduğunu görünce çok üzülmüş ve gece çalılıkta gizlenerek beklemiş durmuş. Gecenin ileri saatinde bir karaltının kollarını açarak kiraza tırmanmaya çalıştığını görünce fırlayarak arkadan yanaşmış ve “şimdi seni yakaladım” demiş. Bir de bakmış ki bir ayı. Hayvan da korkup kaçmış, Sarı Baba da.   
§        The Stone Road (Taş Yol): Burada eski İznik Yolu (Antik Yol)
anlatılır. Eskiden Ambar Yolu (The Store Road) olarak da nitelenirmiş. Yolun büyük bir kısmı bugün kullanılamaz ve fundalıklarla kapanmış bir halde. Yol üzerinde bir antik Han da var. Lakin yolun haydut ve soyguncuları çok meşhur. Bir defasında İznik’e giderken bu handa geceleyen bir Piskopos’un iki eşeğinin kafalarını kesip ayrı yerlere bırakmışlar. Bekçi tarafından uyandırılan Piskopos hizmetçilerine eşeklerin başlarını gövdelerinin yanına getirmelerini emretmiş ve büyü yapmış. Menkıbe bu ya; eşekler gerisin geriye gelmişler ama siyah eşeğin başı beyaz eşekteymiş, beyaz eşeğin başı da siyah eşekte.   
§        The Drum (Davul): Bu bölümde yazı yok. Yalnız bir alt bölümde
burası için ‘Davul’ adlı bir hikayenin ilave edildiğinden bahsedilir.
§        Indian Rollers and Bee-eaters (Hint Merdanesi ve Arıkuşları):
Chambers burada çalışma alanıyla ilgili araştırmalardan bahseder. Öğleden sonraları sürekli iki kuş türünü aradığını anlatır. Bunlardan biri güvercin büyüklüğünde ve parlak yeşil tüylü, kafasının üstü kızarık Hint Merdanesi kuşudur. Havada merdane gibi döndüğü ve sürekli yuvarlanıp parende attığı için ateş edip vurmak çok zordur. Diğeri de Arıkuşu’dur. Öncekinden daha küçük olmasına rağmen daha uzun gagalıdır. Göğsü parlak portakal rengi, kafası mavi, kanatları da kırmızıdır. Bağ be bahçelerdeki incir ve üzümlerin başlıca yiyicileridirler. Ateş edip vurulmaları da düşünülmüş ama bahçeleri istila eden böcekleri de yedikleri için vazgeçilmiş.
§        Our Hermit (Bizim Münzevi): Bu bölümde kasabanın dışındaki bir
kulübede yaşlı bir münzevinin yaşadığı anlatılır. Paçavralarla giyinen, uzun saçlı ve sakallı, aşırı derecede bakımsız olan bu kişinin kasabaya geldiğinde dilendiği, ev hanımlarının verdiği peynir ve ekmekle sırtındaki çantasını doldurduğu, bunun karşılığında da etrafında toplanan kalabalığa etkili bir ses tonuyla vaaz verdiği ve akabinde tekrar kulübesine yöneldiği aktarılır.
§        Means of Travel (Seyahat Yöntemleri): Burada Bardızag’ın İzmit
Körfezi’nin tam karşısında 5 millik bir eğimle dağların güney tarafına uzandığı anlatılır. Bizans aristokratlarının favori yazlık mesire yerlerinden biri olarak tarif edilir. İzmit’ten 3 millik bir mesafedeki körfezden geçişin ise ufak tekneler ve bir yelkenli çeşidiyle gerçekleştirildiği aktarılır. Yunanca tabiriyle ‘shala’ denilen Seymen’deki iskeleye teknelerin halatla bağlandığı ve sahilde bir kahvehane, bir han ile bir takım kulübelerin yer aldığı zikredilir. Bir gümrük memurunun sorumluluğundaki iskelede Bardızag’a yolcu taşımak için üstü açık arabaların da bulunduğu ifade edilir.
         Bundan başka; Bardızag’a ulaşmak için biri yazlık, biri de kışlık olmak üzere iki yol bulunduğundan bahsedilir. Yazlık olan yol kullanışlı ama oldukça tozluydu. Yazarın da genellikle kullandığı kışlık yol ise dar ve çok eski bir taş yoldu (Antik yoldan bahsediyor). Taşların eksik olduğu yerlerde kocaman çukurlar vardı ve bunlar çamur, balçık ve suyla doluydular. Romalılardan kalma bu yol zaman zaman onarılmış olmasına karşın çok da iyi korunmuş değildi. Chambers bu yolda seyahatin güçlüğünü yine tanık olduğu bir olayla vurgular. Üzerindekini atan atın biri yanlışlıkla bu çukura batmış, balçığı emmiş bu batakta çırpındıkça batmaya başlamış ve tüm çabalara rağmen kurtarılamamış. Birkaç hafta sonra aynı yeri inceleyenler kafatasından arta kalanları ve çakalların temizlediği kazınmış kemikleri görmüşler.
§        Trials and Tribulations (Dertler ve Sıkıntılar): Biniciliğe merak
salan Chambers küçük bir ata sahip olmuş ve gevşek taşlar arasından tökezleye tökezleye kuru nehir yatağındaki ilginç bir patikaya ulaşmış. Derin ve dar vadilerden geçerek körfezin başındaki düzlükte bulunan hana varmış. Çamurdan duvarları bulunan bu hanın ahşap çatısından geçen bir oda, karşısında da toprak döşemeli, özel ateş ocaklı başka bir oda mevcutmuş. Hole bitişik olan ahırın sıcaklığından da istifade edilirmiş. Yolcular ocaklarda ve şöminelerde odun kömürü ile yemekler pişirebilirlermiş. Bunu yanı sıra yolcuların kahkaha ve horlamalarını, böcek, pire ve tahtakurularını hanın bitmeyen dertleri ve sıkıntıları olarak tarif ediyor.  
§        Soldiers (Askerler): Bu kısımda, iki üniformalı İngiliz askerinin köye
gelişini heyecan verici bir olay olarak anlatır ve diğer çocukların ağzı açık seyrettiğini aktarır. 11 - 12 yaşlarındaki Chambers’in onlara İngilizce hitabı askerleri çok şaşırtır. Bu köyde iki İngiliz vatandaşının yaşadığını öğrenince o geceyi Chambers ailesinin evinde geçirirler.
§        My First Ship (İlk Gemim): Bu bölümde yine çocukluğunda diğer
çocuklarla oynarlarken Körfez’de çok büyük bir vapur görmeleri anlatılır. Küçük dürbünle bakıp gönderinde İngiliz bayrağı olduğunu fark edip heyecanlanırlar ve yaz günü 5 - 6 çocuk Bardızag’tan gemiyi görmek için İskeleye doğru harekete geçerler. Varıp epey gizli gizli seyrettikten sonra Chambers cesaret edip İngilizce “Gemiye çıkabilir miyiz?” diye seslenir. İngiliz denizciler önce çok şaşırırlar ve daha sonra çocukları gemiye alarak bölümlerini gezdirirler. Akşama kadar gemide gördüklerinden rüyaymış gibi bahseder.   
§        The Laz Village (Laz Köyü): Burada anlatılan Menekşe Köyü’dür.
Bardızag’dan kuş uçuşu 7 mil, yayan 6 saatlik uzaklıkta, yüksek dağların ve yamaçların yöresinde uzanan ilginç bir köy olarak nitelenir. Yazarın tabiriyle ‘Menenşe’ kelimesinin Türkçede “Menekşe Korusu” anlamına geldiği söylenir. Farklı doğası ve etkileyici kokularıyla bilinen köyün Karadeniz ve Anadolu’nun kuzey sahillerinden gelen Laz’ların yerleşim işgaline uğradığı ifade edilir. Tarımla geçinen Laz’ların net olarak bilinmese de Kürtlere ve Ermenilere akraba olduğunu iddia eder.
         Anadolu’nun değişik bölgelerinden gelen göçmenlerin (muhacir) hayali ve hedefi başkent İstanbul’ varmaktı. Buradan azıcık kişisel eşyaları ve yol bezginliğiyle beraber gösterişsiz yerlere yerleştiriliyorlardı. Küçük arazilerde vahşi hayat koşullarıyla birlikte Amerika’ya göçen ilk yerleşimcilere benziyorlardı. Menenşe bunlara örnekti. Geniş çamlıklar ve yetersiz topraklar, yüksek tepelerin arasındaki meyilli köy arazisi yerleşimcileri zorluyordu. Seyrek alanlardaki baş tarım bitkisi Hint mısırıydı. Evler çamur ve saman karışımı bölmeleriyle ağaç kaplı kulübelerdi ve çatılarındaki tahta kiremitler taşla sabit tutuluyorlardı.
         Menenşe’de insanlar ta Ceneviz’lerden beri Papaz tarafından idare edilir. Yerleştirme, cezalandırma, komşular arası vakalar hep onun kararıyla düzenlenirdi. Bir defasında Chambers atın üzerine bisiklet selesini yerleştirerek orman boyunca Arnavut taşlı yoldan papazı ziyarete gitmiş. Şapkası, cüppesi ve kadın eteğine benzer giysisiyle onu farklı bulmuş. Menenşe’de davet edildiği bir düğünde gördüklerini ve gelinle güveyin giysilerini, Ermeni ritüellerini uzun uzadıya anlatır.
               Bu uzun bölümün sonunda papazla çıktıkları ayı avını da konu eder. Papazın barutu bizzat kendisinin yaptığını, kurşun yapma kalıbının da bulunduğunu anlatır. Sarp uçurumlardan ve derin vadilerden geçtiklerini, harika manzaralar keşfettiklerini, ayı izini takip ederek köpeklerin yardımıyla onu bulduklarını ve papazın ilk görüşte, tek atışla ayıyı kafasından vurduğunu aktarır. Anadolu’da ikinci olarak Menenşe’de boz ayı bulunduğundan, boz ayının kürkünün güzelliğinden ve ayıların kibarlığından bahsederek bitirir.
§        Nicea (İznik): Bu bölümde tamamen İznik şehri, tarihi ve dini    
arkaplanı, mimari yapıları ve fiziki coğrafyası bahis konusudur.
§        The Flag (Bayrak): Burada Bardızag’ın 10 bin nüfuslu bir Ermeni
köyü olduğundan ve Nahiye Müdürü hariç, “mudir”in iki hizmetçisi de dahil hepsinin Ermeni olduğundan bahseder. Hükümet’in babasına[3] hep şüpheli bakmasından ve sık sık bir askeri bölüğün köyün yakınındaki düzlükte konuşlanmasından şikâyet eder. Askerler rahatsızlık sebeplerini, Hıristiyan Ermenileri çevredeki Türk köylerinden olabilecek muhtemel hareketlere karşı korumak olduğunu söylediği halde Chambers bunları laf olarak niteler.
         Herhalde askerlere kızarak – ki kendisini burada bir İngiliz yurtseveri olarak niteler – ve Britannica Ansiklopedisi’nden bakarak annesine dikiş makinesinde bir İngiliz bayrağı diktirir. Sonra onu çatıda bir direğe asarak tellerle bacaya bağlamış. 4 saatlik uzaklıkta bir yerde çatışma olmasından dolayı kasabaya askerler gelmiş ve İngiliz bayrağından dolayı şüphelenerek evlerinin etrafını da sarmış. Bayrağın yanlışlıkla dikildiğini anlatmışlar. Babası akşam eve döndüğünde hemen oğlunu savunmaya başlamış. Babasını ‘Türkiye’deki bu İngiliz adamı gerçek bir kale gibiydi’ diye tarif ediyor. Hiddetle bayrağı koparmak için eve bir görevli girmeye hamle yapınca babası hemen diplomatik bir dille araya girip eve yemeğe davet etmiş ve onu ikna etmeyi başarmış. Askerlerin çekilmelerine karşılık baba Chambers da oğlunu göndererek bayrağı indirtmiş. 
§        The Customs (Gümrükler): Bu bölüm Misyonerlerin bağlantıları
bakımından ilginç. İstanbul’daki İngiliz Büyükelçisi Sir Philip Carey’den bir mektup almışlar. Sebebi de Osmanlı Hükümeti’nin olası bir Ermeni ayaklanması için Amerikan Mektebi Müdürü Chambers’ın evinin düzenli bir cephanelik ve mühimmat yuvası olduğu hakkındaki duyumların araştırılması idi. Bu amaçla Elçilikten gönderilen Mister D. ile İznik üzerinden gitmek istemişler. Babası hakkındaki isnatların komikliğini Büyükelçiye göstermek için oğlunun odasından iki tane de oyuncak tabanca almış. Mister D. ise yanlışlıkla (!) oyuncak tabancaları da kendi tabancasıyla birlikte beline yerleştirmiş. Çoğunlukla elçilik görevlileri nezaket icabı aranmadığı halde gümrük görevlileri durumdan kuşkulanarak arama yapmak istemişler. Mister D. gümrük memurunu itip çantasını kurtarmaya çalışmış. Durum gümrük müdürüne iletilince Mister D. hem elçilik görevlileriyle ilgili özel şartları sert bir şekilde hatırlatmış hem de memurlardan şikâyetçi olmuş. Gümrük müdürü özürler dilemiş, zararlarını tazmin edeceğini söylemiş ve baş kırbaççısını çağırarak iki gümrük memurunun sırtlarını açtırarak kırbaçlatmaya başlamış. Allah’tan Mister D. acımış da affettirmiş (!)
         Bu durumu Chambers Türk bürokrasisinin cinliği olarak niteler. O iki memur dövme cezasının yanında meslekten men cezası da almışlar. Bardızag’ta da yapılan aramada babasına ait herhangi bir silah yada mühimmata rastlanmadığı İngiliz Elçiliğine ve Büyükelçiye bildirilmiş. Yani Elçilik görevlilerine karşı yapılan bu kural ihlalinin telafisi gariban memurlar cezalandırılarak gerçekleştirilmiş. Chambers’a göre keşfedilen tek şey onun oyuncak tabancaları ile babasının çocukluğuymuş (!)[4]
§        Saribaba: Bu son kısımda Chambers yine çok etkilendiği Sarı
Baba’dan bahseder ve onun yoksul ama çok canlı ve büyük bir konuşmacı olduğunu kaydeder. Sık sık evlerine ziyarete geldiğini, fazla konuşmadığını, kendisine ekmek, tereyağı ve kahve ikram ettiklerini, onun da yemeğini yedikten sonra teşekkür ederek ayrıldığını anlatır.


[2] Ernst HAECKEL; ünlü Alman biyoloğu, Darwin’in sağ kolu, adıyla meşhur olan “Haeckel Kuramı” için sahte çizimler yapmaktan kaçınmayan bir evrimci. ( htttp//de.wikipedia.org/wiki/ernst_Haeckel )
[3] Babası olan Misyoner Rahip ve Amerikan Koleji Müdürü Robert Çembers’in faaliyetlerini Devlet biliyor ve yakından takip ediyor. Bu yüzden şüpheyle bakması çok normal. Hatta bu sıralarda Ermeni çete faaliyetleri ve tacizleri başlamış durumdadır. Civar köylerden mukabele olabilir düşüncesiyle sık sık askeri birlik çıkarılması da bu yüzden.
[4] Chambers olayı basit bir espri, bir şaka olarak olarak göstermek istiyor. Oysa ileriki konularda ev ve okullarının nasıl bir silah deposuna dönüştürüldüğüne dair fotoğraflar ve belgeler göreceksiniz. Ayrıca kırbaç cezası da yazarın sık sık saplandığını düşündüğümüz hayal gücüyle ilgili olsa gerek. Yalnız - varsa - küçük bir hatanın faturasını kendi memurundan çıkararak devrin süper gücü (yani Amerika’sı) İngiltere’ye yaranma gayreti bugün de Hükümetlerimiz için bir acizlik kompleksidir.
Ana Sayfa| Hakkımda| Kitaplarım| Alternatif Eksenler| Harşit Çepnileri| Fotoğraf Galerisi| Ziyaretçi Defteri| İletişim|
Atak Teknoloji Merkezi